« Önceki |

3/5/2007

Sus Gönlüm

 

 

Sus gönlüm.Çok dile getirme.Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm.Çok laf etme.Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.

Sus gönlüm.Bir elif miktarı sus.Az kaldı bahara.Dayan gönlüm.Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum.Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım…İnan bana…Ama yok.Başka çare yok.Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…

Sus gönlüm.Bu kışın bahara dönünceye kadar.Bu gece gündüz oluncaya kadar.Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar.Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar.Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…

Sus gönlüm.Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar,ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadınığını anlayana kadar sus…

Sus gönlüm.Onun geleceğini görünceye kadar.Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar.Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.

Sus gönlüm.Sebepler var edilinceye kadar.Bahaneler oluşuncaya,birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.

Sus gönlüm.Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm.Her susuşun bir cevap olsun.Her susuşun,sabrın olsun.Her susuşun,duan olsun.İçten yakarışının adı olsun,susuşun.Bekleyişinin.umut edişinin,inancının,sevdiğinin vurgusu olsun,susuşun…

14/4/2007

Mazlum Çimen

16/2/2007

Arşın Altında Bir Düğün

 

 

 

 

Arşın Altında Bir Düğün

Hiç yüzünü görmeden âşık oldunuz mu birine?

Ezelde âşık olmuşum sadece bir isme...

" Bu nasıl iştir ?! " demeyin...

Ben de bilmiyorum, ama oldu işte!..

Her an şaşılacak işler olmuyor mu yerde ve gökte?..

Bir ismin peşinde koştum durdum yıllarca ümitsizce...

Acaba kimdir, bilir miyim, yüzünü görür müyüm? diye...

Ansızın karşılaşıverdim O'nunla zamanın bir yerinde...

Yer ve gökte ararken Öz'de buldum,

Sen'de ararken Ben'de buldum derler ya,

İşte öylesine...

Meğer ne de güzelmiş O Gül yüzün...

Ey benim nazlı yarim, sevda çiçeğim, aşk bahçem...

Öyle bakma! O bakışın bir hançer, canım Kudret elinde...

Ne yana dönsem, sadece Sen ! Yalnız Sen !

Mecnûnum, aşkından olmuşum bir divâne...

Bir varmış, Bir yokmuş, evvel zaman içinde, zaman hayal içinde

Hani o vakitler çağırmıştın beni, gönülden sessiz ve gizlice ?..

" Çiçeği dalından kim kopardı, seni BEN'den kim ayırdı ?

Ben Gül'üm, sen bülbül, dön gel yine BEN'im ol ! " diye...

Gelmez miyim Yâr, Belî ! elbette ! elbette !

İşte o gün bir yemin ettim ilâhi aşkımız üstüne...

Sözleştik O Arşın altında BİR'leşmek üzere...

Vakit o vakit, bugün neş'e var, aşk var evimizde...

Düğün dernek kuruldu Gül bahçemizde...

Melekler koşuşuyor bir telaş, pür telaş içinde..

Bir o yana, bir bu yana, hepsi de delicesine...

En güzel ilâhiler söylenirken o yüksek burçlarımda...

Güneş, ay ve yıldızlar raks eder semalarımda...

Bir bir çıkarıp attım o eski elbiselerimi de...

Kuğular gibiyim bembeyaz gelinliğimle...

İnciler taktılar sırma saçımın örgüsüne,

Sürmeler çektiler gözümün kısırdöngüsüne,

Gül suları serptiler aşkınla yanan şu zavallı göğsüme,

Hûriler kan kırmızı bir şerbet verdiler elime,

Taze gül yaprakları da dökülmüş üstüne...

Mikâil tatlı bir meltem estiriyor başımda yine...

Cebrâil hayretten secde etmiş, çok şaşkın bu işe,

Ömründe hiç böyle aşk görmemiş mi ne?!..

İşte duyuyorum defler çalınıyor bir yerlerde,

Sevdiğim sesleniyor, '' Bir AN'da, ansızın geliver ! '' diye...

Ne duruyorsun İsrâfil, artık şu Sûr'a üfle!

Varsın kıyamet kopsun külliyen alemde, bundan kime ne?

Aşk ile BİR olacağız, kâinat duysun ezelden ebede...

İşiten, gören, bilen herkes dâvetli bu düğüne...

Selâmu aleykum Azrail !

Çok sevindim seni gördüğüme...

Hazırım, gidelim...

Örtün artık şu duvağı yüzüme!

15/2/2007

Mutlu Olmayı Tercih Edenlerden Olalım...

 

 

 


 

Bakın...
Çok ama çok değişik suratlar, ifadeler göreceksiniz.
Bunların arasından birilerini seçin kendinize;
konuşmak, arkadaş olmak, beraber çalışmak veya herhangi bir vakti paylaşmak istediklerinizi...
Kim onlar? Nasıl görünenler, tercih ettikleriniz?

Mutlu olmak bir tercih.
Mutlu görünenler aptal değil...
Mutlu görünenler umursamaz, vurdumduymaz değil...
Üstelik mutlu görünenler de etten kemikten yaratılmıştır; başları, dişleri ağrıyor...
Öksürüyor, hapşırıyor... Batıyor, çıkıyor, taksit ödüyor.
Onlar da kira veriyor, onlar da maaşını yetiştirmeye çalışıyor, okula çocuk gönderiyor, yağmura yakalanıyor, ıslanıyor, üşüyor, acıkıyor, susuyor.
Mutlu görünenler de vergi ödüyor...

Mutlu görünenler de öleceğini biliyor...
Mutlu olmayı seçenleri, problemlerin mutlu ettiğini zannetmek saçma olur, değil mi?
Mutlu olmayı seçen insanlar,
yaşamak zorunda kaldıkları sıkıntıların arasında da
tavırlarını kontrol edebilmeyi bilen...
Mutlu olmanın yolunu bulan insanlar.
Bilen insanlar.

Yolunu kime sorarsın yabancı bir mahallede; küfreder gibi bakan birine mi, boğazına atlayacak gibi duran birine mi?
Suratlardaki tebessümler, pencerelerdeki çiçekler gibi...
Mutlu insanlar, tercih edilen insanlar;
mutlu olmayı tercih ettikleri için...
Mutlu insanlar yarınları olan insanlar:
Çünkü onlar yarınlara gülen insanlar...
Mutlu insanlar sevmeyi bilen insanlar.
İnsanları seven insanlar...
Çocukları, çiçekleri seven insanlar.
Çevresini ve kendisini seven insanlar.
Mutlu insanlar temiz giyinen, temiz yiyen, temiz düşünen insanlar.

Nasıl bir insanla çalışmak istersin?
Nasıl bir insanla konuşmak istersin?
Nasıl bir insanla hayatını paylaşmak istersin?
Bunca asık suratlı, karamsar kalabalığa mutlu olmayı seçen bir kişi daha katılsın ister misin?

Mutlu olmayı tercih et.
O zaman
"Mutlu olmayı tercih etmiş olan"
diğer insanlar gelip bulacak seni.

Denemeye değer!

15/2/2007

Hey Gelincik Dağının Sultanı!

BU GÜN GÜNLERDEN AŞK. Ay az önce gece vardiyasından çıktı. Güneş merhametli bir erkek gibi hayat arkadaşı olan Ay’ı alnından öperek uğurladı. Güneş sadece Ay’ı öptü. Ama gelene geçene, kaçana göçene selam vere vere boy attı ufuklarda. Pencereme uzanıp, benim de yanaklarımdan öptü. Ben de öptüm kalbimi. Ve sana doğru doğan bir güneş olabilmek için yüzümü ve sözümü döndürdüm sana. Ben yüzün, ben sözün oldum senin. Ben günün, ben güneşin oldum senin.

Bu sabah buralarda güneş menekşe menekşe açsa da, az sonra yağmur yine gelecek. Belki akşama doğru bahar başka çiçekler de getirir; bilemem. Ama ben her seferinde denizleri yırta yırta geldim kapına. Rüyalardan atlarım, dualardan tüfeklerim vardı. Şiirlerden bıçaklarım, şarkılardan kılıçlarım... Kendimle öyle çok savaştım ki, her tarafım yara bere içinde. Denizlerden dağlara çıkıp haykırdım bir zaman: Hey Gelincik Dağının Sultanı! Senin de benim gibi yaraların var mı?

Yaralarla geldim ben sana. Belki yağmur sağaltır yaralarımı, diye kanayan yanlarımı yağmuruna tutmaya geldim. ‘Bir yağmur; eğer seher vakti gelirse; oturur denize, dayanır dağa; sana dönerim ben’ deyip, sana döndüm.

Bu gün günlerden aşk. Ben güne, güneşe, sana döndüm.